Anoreksiya nervoza, genellikle ergenlik döneminde başlayan, bireyin yaşı ve boyu göz önünde bulundurulduğunda çok zayıf olmasına karşın, bireyin kendisini aşırı kilolu hissettiği psikolojik bir yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervoza tanılı bireyler katı diyet uygulayabilir ve sürekli kalori hesabı yapabilirler
Anoreksiya nervoza’nın 2 farklı tipi vardır. Bunlardan ilki yeme ataklarıyla seyreden çıkartma tipidir. Çıkartma tipinde birey, tıkanırcasına yemek yer ve bu yeme atağından sonra gelen pişmanlık ve suçluluk duygularıyla kusma, laksatif veya lavman yapma gibi farklı telafi davranışları sergileyebilir. Bir diğeri olan kısıtlı tipte ise yeme atakları ve sonucunda gelen telafi davranışları yoktur.
Bireyin kilo alma korkusu sonucunda yeme davranışında meydana gelen bozukluk, erkeklere oranla kadınlarda daha fazla görülmektedir. Tv programları, sosyal medya veya bir moda dergisine göz atıldığında karşımıza çıkan kişilerin vücutlarının tek tip olduğu söylenebilir. Modern dünyada ‘ideal vücut’ algısını yaratmaya sebep olan bu oluşumlar, bozukluğa yatkınlığı olan bireyler için motive edici olabilir ve sonucunda yeme bozukluğu doğurabilir.
Anoreksiya nervoza’nın oluşumunda çevresel faktörlerin dışında aile yapısını da ele alacak olursak, anne ve babanın aşırı müdahaleci olduğu ve çocuğun bireyselleşmesine izin vermediği durumlarda bu bozukluk gelişebilir. Ebeveynlerin çocuğun her şeyini kontrol altına alma çabası sonucunda, çocuk da kendince bir yol geliştirip yeme davranışını kontrol altına almaya çalışır. Böylece hayatında kendi iradesiyle düzenleyebileceği bir davranış ortaya çıkmış olur.
Bozulan beden algısı, kişinin yalnızca dış görünümündeki değişimle değil pek çok farklı şekilde kendini belli eder. Yeterli enerjiyi ve kiloyu alamayan birey eğer kadınsa menstrual döngüsü sonlanabilir. Bozukluk daha da ilerlerse ölümle dahi sonuçlanabilir. İşlevselliğin bozulması ve hatta ölümle sonuçlanabilen bir bozukluk olmasından dolayı kişinin gerek farmakolojik gerekse psikoterapi desteği alması hayati derecede önem taşır.
Anoreksik bireylerde, beden algısı bozuk olduğundan dolayı kendilerinde olan problemi görmekte ve kabul etmekte zorlanabilirler. Bu kısımda ise iş, bireyin ailesine ve yakın çevresine düşer. Aile veya çevrenin yapması gereken, bireyin iç görü kazanmasını sağlayıp, kilo durumuyla alakalı olan bilişsel çarpıtmaları düzeltmek amacıyla psikoterapiye gitmek için zorlamaksızın ikna etmektir. Psikoterapi ile çarpıtılan bilişlerin, doğru bilişler ile yer değiştirmesi amaçlanır.
Psikoterapide Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımı uygulanabilir. BDT ile düşünce, duygu ve davranış örüntüleri ele alınarak bozulan algı düzeltilmeye çalışılır. Anoreksiya nevroza ile kişilik bozukluğu birlikte (komorbid) görülüyorsa, kişilik bozuklukları psikoterapisinde de kullanılan şema terapi yöntemi kullanılabilir. Eğer bireyde, geçmişte yaşanan bir travmatik örüntüler söz konusuysa EMDR’ de kullanılan bir tekniktir. EMDR ile geçmiş yaşantıdaki olumsuz duygu ve düşüncelerin üzerine gidilerek farklı bir yol izlenebilir. Bunların dışında bütüncül psikoterapi de bu bozuklukta kullanılan terapi ekollerindendir. Psikoterapinin bu bozukluktaki önemi yadsınamayacak kadar çoktur ancak unutulmamalıdır ki her bireyde aynı sonuç elde edilemeyebilir.
M.Berk KARAOĞLU
Uzman Klinik Psikolog-Aile Danışmanı